Paylaş

Gaziantep denilince aklımıza hep yemekleri ve baklavası gelir. Oysaki doğası ve görülmesi gereken yerler de yemekleri kadar muhteşem inanın. Gaziantep gitmeyi hep istediğimiz bir şehirdi. Planlar yapıldı tarih kesinleştirildi. Tabi biraz da ön araştırma yapalım derken tesadüfi olarak Rumkale’yi bulduk.  Daha önce hiç duymadığımız, fotoğrafını bile görmediğimiz bir yerdi burası. Bizi nasıl heyecanlandırdı anlatamam. 🙂

Rumkale, Gaziantep merkeze yaklaşık 50 km uzaklıkta. Yavuzeli İlçesi’nden, Kasaba Köyü’ne doğru fıstık bahçelerinin arasında kıvrıla kıvrıla gidiyorsunuz. 🙂 Biz gittiğimizde tam da daldaydı fıstıklar.

Rumkale’ye vardığımızda karşıdaki şehir bizi büyüledi, canlı olarak görmek fotoğraflardan çok farklıydı.

Burası için; “Kayalığın nerede bittiği, insan eserinin nerede başladığını söylemek çok zor.” demişler. Gerçekten de öyle… Doğa ile uyumu şahane.  Asur, Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde yerleşim görmüş. 1113’te Başpiskoposluğun buraya taşınması ile Hristiyanlar için önemli bir dini merkez kimliği kazanmış.

1516 yılında ise Osmanlı egemenliğine girmesiyle birlikte Rumkale; Halep Eyaleti’nin Birecik Sancağı’na bağlı kaza merkezi haline getirilmiş.

“TEKNE TURUYLA HER YERİ GEZEBİLİYORSUNUZ”

Rumkale’den Halfeti’ye tekne ile geçebiliyorsunuz. Tekne sizi buradan alıyor önce barajın yapımıyla sular altında kalan Savaşan Köyü’ne götürüyor.

Savaşan, Şanlıurfa’ya bağlı ve Urfa merkeze yaklaşık 120 km uzaklıkta. Rumkale’den bindiğimiz tekne bizi Fırat’ın sularında gezdirirken, aslında başka bir şehre götürüyordu.

Köyü görür görmez insanın içi acıyor önce. Birecik Barajı’nın yapılmasıyla Fırat’ın suları altında kalmış; köy halkı daha yukarıdaki yeni evlerine taşınmışlar. Köy camisinin, minaresi ve tavan bölümü gözüküyor sadece.  Köy okulu ise tamamen suyun altında kalmış. İnsanın doğduğu, doyduğu yerleri terk edip gitmesi eminim çok zor olmuştur.

Köydeki  bu küçük moladan sonra istikamet; Halfeti. Bizim gezimizin bonusu oldu bu iki yer. Hatta çok iyi oldu çünkü Rumkale’de  restorasyon çalışmaları devam ettiği için içini gezemedik. Zaten çok da üzülmedik bu duruma çünkü etraf ve kendi görüntüsü bizi mest etmeye yetmişti. 🙂

Halfeti de Şanlıurfa’ya bağlı ve merkeze 120 km uzaklığında. Asurlular’dan Yunanlılara, Süryanilerden Araplara, Bizanslılardan Memlükler’e derken Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı’ya geçerek bugünkü halini almış. Fakat yine baraj yapımıyla şehrin büyük kısmı sular altında kalmış.

Halfeti’ye vardığımızda teknemiz yüzer restoranlardan birine yanaştı. Burada su sürekli alçalıp yükseldiğinden restoranlar genelde dubalar üzerine kurulmuş; hem yemek yeyip hem de suyun tadını biraz daha fazla çıkarabiliyorsunuz. Ayrıca kalmak isteyenler için birkaç pansiyon bulunmakta.

“Halfeti Gerdanı” dedikleri asma köprüden geçince karşıdan şehri daha iyi görebiliyorsunuz. Ama o kadar çok sallanıyor ki ‘Şimdi kopacak.’ diye insanın aklından geçmiyor değil. 🙂

Halfeti Ulu Cami; yapımına 1804 yılında başlanıp 1807 yılında tamamlanmış fakat o da yükselen sudan nasibini almış ve taban kısmı yaklaşık 40 santimetre su altında kalmış.

Fırat Nehri’ne karşı kahvelerimizi de yudumladıktan sonra dönüş için tekrar teknemize binip serinleyen havanın tadını çıkarmaya başladık. Siz de bu deneyimi yaşamak isterseniz Nisan-Mayıs ayları çok ideal. Hazirandan sonra kavrulabilirsiniz maazallah. 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.